Harvard Üniversitesi Bloomberg Şehirler Merkezi’nde, Mannheim Belediye Başkanı Christian Specht bana bugün Almanya’daki pek çok şehrin karşı karşıya olduğu önemli bir soruyu yöneltti:
“Her çocuğun farklı bir hikâyesi varken, bir sınıfı nasıl yönetirsiniz?”
Yüksek düzeyde çeşitlilik içeren sınıflarda öğretmenlik, müfredatın aktarılmasının çok ötesine geçer. Eğitimciler; birden fazla dilin konuşulduğu, Almanca yeterlilik düzeylerinin farklılık gösterdiği, evdeki okuryazarlık deneyimlerinin çeşitlendiği ve çocukların hâlâ aidiyet duygusunu geliştirmeye çalıştığı sınıflarda sürekli olarak uyum sağlamak zorundadır. İçerik öğrencilerin bulunduğu seviyeye uygun olmadığında öğrenme süreci zorlaşır. Çocuklar kendilerinden bir parça göremedikleri içeriklerle karşılaştıklarında ise derse katılım ve motivasyon azalabilir.
Kendisi özellikle, 15 yılı aşkın süredir okuryazarlık ve çok dillilik alanlarında çalışan ödüllü bir çocuk kitabı yazarı olarak geliştirdiğim bakış açısıyla; kurumsal kaynak geliştirme ve danışmanlık alanındaki deneyimim ile hâlen Öğrenme Tasarımı, İnovasyon ve Teknoloji alanında sürdürdüğüm yüksek lisans çalışmalarımla ilgilendi.
Benim görüşüm, yapay zekânın yüksek çeşitlilik içeren sınıflarda ortak bir payda oluşturabileceği yönünde. Yapay zekâ; metinleri gerçek zamanlı olarak farklı okuma seviyelerine uyarlayabilir, çok dilli destek sağlayabilir, tek bir ders içeriğinden farklılaştırılmış materyaller üretebilir ve her çocuğun kendini ifade edebileceği bir dilde sesini duyurmasına yardımcı olabilir.
Konuşmamız sırasında en çok karşılık bulan nokta ise bir teknoloji tanıtımı değil, yapay zekânın öğretmenleri günlük çalışmalarında nasıl destekleyebileceğine dair ortaya koyduğumuz vizyondu: Her çocuğun okuyabildiği, öğrenmeye devam edebildiği ve kendini ait hissedebildiği sınıflar oluşturmak.





